26 Nisan 2021 Pazartesi 23:05

Konuşmasına 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı’nı ve kutlayarak başlayan ve “Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İstiklal Savaşımızı yürüten Birinci Meclisimizin kahraman milletvekillerini rahmetle ve hürmetle anıyorum” diyen Davutoğlu, “Siyasetimizin ana ilkesi Gazi Meclisimize hak ettiği itibarı ve gücü tekrar kazandırmaktır” dedi.

Terörle mücadelede verilen şehitlere rahmet dileyen Davutoğlu, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Gelecek Partisi kurucularından Mehmet Aşan’ı da “Şahsiyeti ve katkıları beraber açtığımız bu çığırın tarihinde onurla anılacaktır” sözleriyle andı.

"ÜLKEYİ YÖNETENLERE GEREKLİ TEDBİRLERİ ALMA ÇAĞRISINDA BULUNDUK"

“Artık siyasi kimliklerimizin ötesine geçerek ülkemizin geleceği üzerinde her gün biraz daha yoğunlaşan kara bulutları açık yüreklilikle konuşmak, muhasebe yapmak ve bu kara bulutların dağılması için birlikte çaba sarfetmek zorundayız” diyen Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, ABD Başkanı Joe Biden’in “Ermeni Soykırımı” açıklamasının hasmane bir açıklama olduğunu ve Türkiye’nin ulusal onurunun hedef alındığını söyledi.

Gelecek Partisi olarak aylar öncesinden böyle hasmane bir  açıklamanın gelme ihtimalini artıran bir ortamın oluştuğu konusunda ülkeyi yönetenlere gerekli tedbirleri alma çağrısında bulunduklarını belirten Davutoğlu, “Siyasi istismara dayalı bu açıklamanın ikili ilişkilere, Kafkasya’da bölgesel barışa ve Türk ve Ermeni toplumları arasında kurulabilecek yeni bir diyalog zeminine darbe vurmuş olduğu açıktır. Ayrıca Biden’ın açıklamasında Birinci Dünya Savaşında milletimizin verdiği kayıplara ve ASALA terör örgütünün saldırılarında hayatlarını kaybeden masum diplomatlarımıza ve sivillere hiçbir atıfta bulunulmamış olması ABD Başkanının temel amacının bir tarihi gerçeklik arayışı değil, milletimize dönük haksız bir yargılama çabası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” dedi.

"ONE MİNUTE GECESİ ANINDA KÜKREYEN ERDOĞAN BU HAKARET KARŞISINDA GÜNLERDİR NİYE SUSUYOR?"

Yarım asrı aşan kararlı bir diplomatik mücadele sonrasında gelinen bu son derece onur kırıcı tabloda koalisyon iktidarının hamasete dayalı, irrasyonel, bilgi ve donanımdan uzak ve teslimiyetçi yaklaşımlarının payının büyük olduğunu belirten Davutoğlu, alınan bu kararın 2016’dan bu yana dış politikada kaybedilen itibarın ve sarsılan caydırıcılığın bir göstergesi olduğunu savunarak şöyle konuştu:

“Son derece kritik yıllar olan ve Ermeni diasporasının on yıllardır hazırlık yaptığı 2015 ve 2016 yıllarında zor şartlarda takip ettiğimiz etkin diplomasi ile böyle bir açıklamanın yapılmasını engellemiştik. O zaman Başkan Yardımcısı olarak yine etkin bir konumda bulunan Biden da, Başkan Obama da böylesi bir açıklama yapma cesareti gösterememişti; çünkü ikili ilişkilerde caydırıcılığa sahip, genel dış politikada itibar gücü olan bir Türkiye vardı.  100. yıla büyük imkanlarla hazırlanan Ermeni diyasporası ve destekçilerine 100. Yılda amaçlarına ulaşamamalarının hüsranını yaşatmıştık. O günden bugüne ne oldu da hiçbir sembolik değeri olmayan 2021’de böylesi bir açıklama geldi ve diyaspora ve destekçisi lobiler bugün bayram yapmakta, aziz milletimiz ise derin bir hüzün yaşamaktadır?”

Son beş yıl içinde kurumsal aklı dışlayan, bilgi ve donanımdan yoksun, dış politikayı karşılıklı çay içme düzeyine ve ciddiyetsizliğine indirgeyerek şahsileştiren, bütüncül bir stratejik resme sahip olmayan, bölgesel ve küresel dengeler arasındaki irtibatı göremeyen bir tek adam aklının ve yönetiminin ülkeyi teslimiyetçi çizgiye getirdiğini öne süren Ahmet Davutoğlu, “Bir taraftan aklı bütün uyarılarımıza rağmen vaktinde hayırsever olarak ilan ettikleri hain Rıza Zarrap’ın New York’daki Halk Bankası davasındaki ifadelerinde olan, diğer taraftan Kongre’deki mal beyanı tehditlerinden derin kaygı duyan bir psikoloji ile ülke yönetilemez, başı dik bir tavır gösterilemez.  Bugün Sayın Cumhurbaşkanı küresel güçlere “One Minute” diyerek haykırdığı günlerden bugünlere nasıl gelindiğini samimiyetle kendisine sormak zorundadır! Milli onuru ve sağlam bir duruşu her şeyin üstünde tuttuğunu ve bunun için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduğunu içlerinde ve önlerinde bulunarak bizzat müşahede ettiğim samimi AK Parti kitlelerine de sesleniyorum: Artık iktidarın propaganda makinesi gibi çalışan medyanın etkisinden bir an uzaklaşın ve mübarek Ramazan günü bize bu onursuzluğun yaşatılmasını sorgulayın ve sorun:  Ne değişti? One Minute gecesi anında kükreyen Sayın Erdoğan bu hakaret karşısında günlerdir niye susuyor? O günlerde ülkenin ve Sayın Erdoğan’ın ateş çemberinden çıkmasını sağlayan milli ve onurlu kadrolar bugün nerede? Neden iftiralarla, hakaretlerle ve baskılarla devre dışına itildiler? Neden Erdoğan kendisinin, partisinin ve ülkemizin geleceğini 28 Şubatçılara ve menfaat karşılığı her dönemin adamı olan gayrimilli çıkarcı bir güruha teslim etti? Neden bir önceki ABD Başkanı Trump’ın “aptal olma” hitabına hak ettiği tepkiyi gösteremedi?  Neden Biden’dan gelecek bir telefon görüşmesi için aylardır neredeyse yalvarır bir tavır sergiledi? Neden 21 Nisan günü Türkiye’nin F-35 projesinden çıkarılmasına sessiz kaldı? Ve nihayet neden  telefon görüşmesinin açık bir mesaj ve istiskal niteliği taşıyacak şekilde 24 Nisan’dan bir gün önce gelmesini de kabullendi? Neden ABD Başkanı ile ulusal egemenlik bayramını kutladığımız bir günde egemenliğimizin örselenmesine yol açan teslimiyetçi bir görüşme gerçekleştirdi?” diye konuştu.

"128 MİLYAR NEREDE SORUSUNUN YANINA BİR DE "SAYIN ERDOĞAN NEREDE?" SORUSU EKLENDİ"

23 Nisan’da Biden ile Erdoğan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde Amerikan tarafının bu hasmane açıklamanın yapılacağını söylemiş olmasına rağmen kararlı bir karşı söylem ve tutum geliştirilemediğini dile getiren Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, “Son günlerde sık sık sorulan “128 milyar nerede?” sorusunun yanına bir de “Sayın Erdoğan nerede?” sorusu eklenmiştir. Özetle ne krizi önleyici tedbirler vaktinde alınmış, ne kriz sürecinde sağlıklı bir süreç yönetimi yapılabilmiş ne de kriz sonrasında gerekli tepkiler verilebilmiştir. Ülke içinde milliyetçilik hamaseti yapanlar ülke onurunu korumak gerektiğinde edilgen ve teslimiyetçi bir zaafiyet içine girmişlerdir. Açık ve net bir şekilde ifade edeyim: Yüzyılın en kara lekesi bugünkü koalisyon iktidarının üzerine yapışmıştır. Gelecek nesillere böyle bir mirası bırakacak olanlar tarih aynasına bakarak utanmalıdırlar” dedi.

"YA İDDİALARINIZIN GEREĞİNİ YAPIN YA DA BİR DAHA BU SLOGANLARIN ARKASINA SIĞINMAYIN"

Davutoğlu, dış politika konusundaki eleştirilerini şu şekilde sürdürdü:

“Dünya beşten büyüktür” diye yola çıkanlar bir ABD Başkanı’nın “aptal olma” mektubunu, bir başka ABD Başkanı’nın istiskal içeren telefonunu ve milletimize ağır bir insanlık suçu töhmetinde bulunan hakaretini sineye çekmiş, Rusya Devlet Başkanı’nın kapısının önünde dakikalarca bekletilmeyi ve bunun Rus televizyonunca yayınlanmasını kabullenmiş, BM’in ve dünya kamuoyunun gerçek soykırım olarak gördüğü Çin’in Doğu Türkistan’daki zulmünü takındığı onursuz sessizlikle meşrulaştırmış bulunmaktadır. Ulusal onurumuzu zedeleyen bu tablo karşısında başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidar koalisyonuna sesleniyorum: Ya iddialarınızın gereğini yapın ya da bir daha bu sloganların arkasına sığınmayın”

DÜNYA LİDERLERİNE MEKTUP GÖNDERECEK

“Şimdi yapılması gereken bir taraftan ülkemize yeniden itibar kazandıracak bir dış politika stratejisinin benimsenmesi, evrensel geçerliliği olan bir söylemin inşa edilmesi ve tarihi olayların tek taraflı yorumlanmasını engelleyecek şekilde ortak acıları paylaşmayı amaç edinen “adil hafıza” ilkesine dayalı cesur ve proaktif bir eylem planının hayata geçirilmesidir” diyen Davutoğlu, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu halklarıyla omuz omuza karşılıklı anlayışa dayalı yeni bir bölgesel düzen misyonu doğrultusunda çaba sarf etmenin üçüncü tarafların siyasi istismarını engelleyecek yegane yol olduğunu söyledi.

İktidarın edilgen ve teslimiyetçi tutumuna karşı ellerindeki imkanlarla gereken tepkiyi vermeye kararlı olduklarını söyleyen Ahmet Davutoğlu, “Geçmişte teşriki mesai yaptığım konuya taraf dünya liderlerine ve dış işleri bakanlarına hitaben kaleme aldığım bir mektubu yarın kendilerine göndereceğim. Bu mektupta hem bu haksız ithama karşı tepkimizi dile getirecek hem de tarihi acılardan yeni ve kalıcı düşmanlıklar değil ortak bir empati, diyalog ve barış anlayışı geliştirmek gerektiği konusunda çağrıda bulunacağım” dedi.

128 MİLYAR DOLAR TARTIŞMASI

Yaşanan her tartışmanın artık koalisyon iktidarı için bir turnusol kağıdı niteliği taşıdığını belirten Davutoğlu, “Cumhuriyet tarihimizin en talihsiz, en trajik gelişmelerinden olan 128 Milyar dolarlık MB rezervlerine ne olduğuna ilişkin soru gündemden düşmeyecek ve bu dönemi  en iyi şekilde tasvir eden bir sembole dönüşecektir” dedi.

Bu konuda basiretine ve samimiyetine derinden inandığı AK Parti seçmenine seslenen Ahmet Davutoğlu, “Biliyorum. Hükümete yönelik her eleştirimiz sizlerde burukluk oluşturuyor. Onlar size “dış güçlerle” ve “içerideki yalancılarla” mücadele ettiklerini söyledikleri için, sizler de kendinizi bunlara güvenmek zorunda hissediyorsunuz. Yaptıkları açıklamaları sorgulamaktan kaçınıyorsunuz. Biliyorum korkularınız var. Ama bu korkular gerçeklere gözlerini kapayarak giderilemez. Elbette ki gerçeklerle her kesim yüzleşmek zorunda. Sizler de yüzleşmek zorundasınız. Bunu yapabildiğiniz gün, o güvendiğinizi zannettiğiniz dağlara nasıl karlar yağdığını sizler de tecrübe edeceksiniz” diye konuştu.

Gelecek Partisi olarak aslında bir buçuk yıldan fazladır sürekli vurguladıkları,  ekonomi kurmaylarının ise 20 aydır takip ettiği bu 128 Milyar dolarlık reverv konusunu iktidarın verdiği tepkiler açısından kendi içinde 5 evreye ayırmak gerektiğini belirten Davutoğlu, o 5 evreyi şu şekilde anlattı:

“Önce sayın Cumhurbaşkanı “Rezervler Hazinede duruyor”; “ortada 128 milyar dolar diye bir rakam, gerçekle ilişkisi olan bir rakam yok” diyerek bir inkar evresi başlattı. İnkar evresinden birkaç gün sonra öfke evresi devreye girdi. “Ortada bu ülkeye ve millet yönelik aleni bir ihanet, aleni bir saldırı, aleni bir hançerleme vardır” dedikten sonra “128 Milyar Nerede?” afişlerinin kaldırılması, savcılara talimat verilip yargı sopasıyla öfke evresi tamamlandı. Sonra pazarlık evresine geçildi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, MB başkanı ve sonra da Cumhurbaşkanı; “Sattık ama neden sattık onu tartışalım”, “Vatandaşımız dövizle veya altınla tasarruf etmek istiyorsa, zorlayamayız”, “Sattık ama karşılığında Türk Lirası aldık”, “Sattık ama yolsuzluk olmadı” demeye başladılar. Bir sonraki evre de depreston evresi oldu. Burada da çıkıp; “Bu çalkantılı ekonomik iklim elbette ekonomimizi de olumsuz etkilemiştir, yabancı sermaye çıkışı döviz talebini arttırmıştır” dediler. Son evre kabullenme aşaması oldu. En sonunda da şöyle dediler;  “128 milyar dolar ne buhar olmuş ne de birilerinin cebine girmiştir, sadece yer değiştirmiştir”

“Cumhurbaşkanı “Satılan rezervlerin 128 değil 165 milyar dolar olduğunu” da itiraf etti”

 “Dolarla mı maaş alıyorsunuz?”, “İşiniz dolarla mı?” diye sorulan günlerden bugünlere evrilmenin aslında bir aşama olarak görülmesi gerektiğini kaydeden Gelecek Partisi lideri, Berat Albayrak’ın bugün kadar yaptığı açıklamaları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve 128 milyar dolarla ilgili yaptığı son açıklamaları hatırlatarak, “Cumhurbaşkanı satılan rezervlerin 128 değil 165 milyar dolar olduğunu da itiraf etti. Devletin en yetkili ağzından ilk kez duyduk.  2 yıl içerisinde milli gelirin yüzde 10’undan fazlası satıldı. 2001 krizinden beri ilk defa Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu eksiye geçti. Neden bu noktaya gelindi?” dedi.

Merkez Bankası yönetiminin önce “Bu büyük bir yalan, öyle bir şey yok” dediğini, ardından “128 değil, 165 milyar dolar sattık” açıklaması yapıldığını üzerine de “Merkez Bankası üzerinden değil, bir kamu bankası üzerinden satıldı” açıklamları geldiğini belirten Davutoğlu, “Peki burada sizce de bir tuhaflık yok mu? Döviz tekrar bankaya yattığı için tekrar Merkez Bankası’na borç olarak geri dönüyor. Borç olarak aldığı parayı da geri satıyor.Bu şuna benziyor: Adam parasızlıktan evini satıyor. Sattığı eve kiracı olarak yerleşiyor. Aynı evi bir kez daha başkasına satıyor. Döngü böyle devam ediyor” diye konuştu.

“Bilin ki yüksek faizlerle ilmeği boynumuza geçirip canımıza okumak için yaparlar bunu”

Bu iktidardan sonra gelecek hükümetin uluslararası bir kredi anlaşması yapacak olmasından kaygı duyduklarını, çünkü bu iktidarın öyle bir anlaşma yapacak kredisinin kalmadığını savunan Davutoğlu, “O anlaşmayı kabul edecek uluslararası kuruluş çıkarsa, bilin ki yüksek faizlerle ilmeği boynumuza geçirip canımıza okumak için yapar bunu. İşte geldiğimiz nokta bu değerli kardeşlerim. Çok uyardık, çok söyledik bunlara. Ama hırsları, kibirleri yüzünden gözleri perdeli, kulakları duymaz oldu bunların” dedi.

"ŞEFFAF OLMAYAN HER İCRAAT YOLSUZLUĞUN KONUSUDUR"

Gizlenen, gizlenmek zorunda kalınan, şeffaf olmayan her icraatin yolsuzluğun konusu olduğunu ve demokratik olduğunu iddia eden her devlette “Neden?” sorusuna verilemeyen her cevabın şaibeleri içinde barındırdığını kaydeden Davutoğlu, “Burada da en temel soru “Neden?”dir. İkincisi de “Nasıl?”dır.  Birinci soru: “MB’ndaki 128 Milyar rezerv neden eritildi? İkinci soru da “Bu rezervler nasıl eritildi?” sorusudur. Maalesef rical-i devlet her kademeden yaptığı açıklamalarla bu konudaki şaibeleri daha da büyütmektedir. Ortada cevaplar değil, bahaneler ve maskelemeler vardır” diye konuştu.

 “Emekli amiraller meselesini örtmek için 128 milyar dolar meselesini ortaya attılar...” şeklindeki iddianın doğru olmadığını belirten ve Gelecek Partisi kurmaylarının bu meseleye daha 2019 Mayısında dikkatleri çekmeye başladığını belirten Davutoğlu, “Mesele ne muhalefet meselesi; ne de siyasi polemik konusu. Mesele bizim kaderimiz. Mesele geleceğimiz. Mesele gerçekten de hepimiz için bir beka meselesi” dedi.

Bu konularda yazan çizen duayen ekonomistlerin de hapis tehditleriyle sindirilmeye çalışıldığını savunan ve en son Naci Ağbal’ın görevden alınmasının faizi ile birlikte ülkeye 675 milyar zarar ettirdiğini belirten Davutoğlu, bu paraya neler yapılabileceğini de şöyle sıraladı:

 “Bu sene çiftçiye verilebilen destek sadece 24 milyar. Varın gerisini siz düşünün. Çiftçiye, işçiye, işsize, öğrenciye, kepenk kapatan esnafa milyarlarca lira karşılıksız hibe mümkündü bu parayla. Nasıl olup da bu paraları bu kadar rahat çarçur edebiliyorlar diye sorulmayacak mı bunlara?”

“Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” Davutoğlu, “Peki madem o günlerde söylenenler doğruydu, damat bakan neden gitti? O günlerde en yüksek perdeden, egosu tavan yapmış şekilde konuşan damat bugün neden ortalarda yok? Ülkeyi uçuracak olan, eleştirenlerle meydanlarda dalga geçen bakan nerede? Bizlere “Gobbels” diyenlere, bizlere “hain, yalancı” diyenlere damadın gitmeden önceki son sözlerini bir hatırlatalım mı?” diye sordu.

Davutoğlu eleştirilerini şu şekilde sürdürdü:

“Soğan patates dağıtımı fotoğraflarıyla örtülemeyecek kadar büyük ve sahici olan, bu gerçeklerin en sıcak biçimde AK Parti tabanı tarafından da fark edilir olmasıdır. Öyle olmasaydı sayın Erdoğan’ın, “Açıklayamıyorum ama meseleyi uzatanı hain ilan eder, tepesinde yargı sopasını sallarım” mealindeki tehdidini, “son dönemlerin klasik bir savrulması, bir Bahçeli özentisi”, deyip geçebilirdik. Sayın Erdoğan’ın danışmanlarının yanlış yönlendirmeleriyle, “Para hiçbir yere gitmedi; Para Türkiye’nin içinde” savunusuna başvurması çaresizliğin katmerlendiğini göstermektedir”

"BU ÜLKE SİZİN DENEME TAHTANIZ MI?"

1994 krizinde aynı hataların yapıldığını ve doları bir gecede 11 bin TL’den 44 bin TL’ye çıktığını, Çin gibi kasasında 3 trilyon dolar rezerv bulunduran bir ülkenin 2008 krizinin ardından 300 milyar dolar rezervini aynı yolla erittiğini ve başarısız olup çark ettiğini, Rusya gibi bir ekonomi devinin, 2015-2016’da aynı yolla 90 milyar dolar rezervini buharlaştırdığını bu politikanın başa bela olduğunu anladığını söyleyen Davutoğlu, “Ama bunlar ne yaptı? Türkiye gibi zaten bir atımlık barutu olan, kötü gün parası olan bir meblağın tümünü inatla eritmekle kalmadı, eridikten sonra da aynı inatla bu yanlışı sürdürüp rezervleri eksi 55-60 milyar dolarlara taşıdı. Şu inadın bu ülkeye ettiğine bakar mısınız? Yazık değil mi bu millete?  Yazık değil mi bu milletin parasına? Bu ülke sizin deneme tahtanız mı? Sizin kaprislerinizin maliyeti yüzünüzü kızartmıyor mu? Hala başınızı öne eğdirmiyor mu? Hala akıllanmayacak mısınız? Tabanınızın gerçekleri görüp sizden umudu kesmesinden de mi ders almazsınız? Yoksa umurunuzda mı değil?” şeklinde konuştu.

"YAŞADIĞIMIZ EKONOMİK DEĞİL, BİR YÖNETİM VE AHLAK SORUNUDUR"

Ülkenin  1919 şartlarında işgal altındayken bile Meclis’ten yönetildiğini, Meclis denetiminin savaş şartlarında bile devam ettiğini hatırlatan Ahmet Davutoğlu, “Ama bugün “olağanüstü şartlar altındayız” denerek katlanmak zorunda olduğumuz hallere bakın. Cumhurbaşkanı sembolik de olsa 23 Nisan’da gelip o Meclis’te bir konuşma yapma ihtiyacı hissetmiyor” dedi.

Davutoğlu, eleştirilerini şu şekilde sürdürdü:

-“Hadi diyelim ki bunların zaafları, çok büyük tehditler altında olduğumuz için gerçekleşiyor. Bir an için bunun doğru olduğunu kabul edelim. Peki bekasına bu derece düşkün, halkı da bu konuda seferberliğe davet eden bir iktidar, aynı fedakarlığı kendisi de sergilemez mi? Şatafatlı hayat tarzları bu istiklal harbinin neresine yakışmakta? Kamu Özel İşletmelerinin taahhütlerinin salgında bile hala dolar olarak ödenmesi, istiklal harbinin neresine düşmekte? Devam eden saray inşaatlarından bakanlık kiralarına kadar; bir türlü alınamayan tasarruf tedbirleri istiklal harbinin neresine yaraşır? Salgın döneminde kendi şirketinden başında bulunduğu bakanlığa dezenfektan alan bakanlar ile işgal altındaki aziz İstanbulumuzda savaş zengini olan açgözlüler arasında ne fark vardır? Hatını iş dünyasına vakfetmiş işadamları işlerini döndürebilme sıkıntısı çekerken lüks hayata 28 yaşında kavuşan partinin ofis memurunun, hiçbir bankacılık tecrübesi olmadan kıyak maaşlar alan eski güreşçinin, insan kaçakçılığına aracılık eden belediyelerin, her gün ortalığa saçılan ihale yolsuzluklarının, artık meşrulaştırılan akraba kayırmacılığının ulusal beka mücadelemizdeki yeri nedir? Milletin açlığı, yoksulluğu, ekonomideki sıkıntılar beka mücadelesine verilirken, atanmışların şımarıklığı, halktan kopuk, halkı aşağılayan, azarlayan kibir abideleri, israf ve lüks yaşam görüntüleri, akrabalarıyla yeğenleriyle her gün zenginleşen siyasiler, halkı dolandırdıktan sonra yurt dışına kaçanları makamlarında ağırlayan bakanlar, müteahhitlere çekilen kıyaklar, Tekelleştirilen medya istiklal harbinin nesi olurlar? Yaşadığımız ekonomik değil, bir yönetim ve ahlak sorunudur. Sadece ekonomide değil, hukukta da, yargıda da, demokraside de rezervler ekside”

"SİZ İSTESENİZ DE İSTEMESENİZ DE OTORİTER YOLSUZLUK DÜZENİNİN SONU GELECEK"

Gelecek Partisi’ni anketlerde göstermeyen araştırma şirketlerine de seslenen Ahmet Davutoğlu, “Görmek ve göstermek istemediğiniz Gelecek gerçeği ile bir gün sizler de yüzleşeceksiniz. Bize medya ambargosu uygulayarak iktidar ile çıkar ilişkilerini sürdürmek isteyen medya mensuplarına da sesleniyorum: Nasıl geçmişte bize en ağır eleştiriler ve hakaretlerle saldıranlar ortak zeminlerde artık konuşamaz hale geliyorlarsa sizler de bir gün basın ahlakını çiğneyerek yürüttüğünüz faaliyetler dolayısıyla pişman olacaksınız. Siz isteseniz de istemeseniz de bu otoriter yolsuzluk düzeninin sonu gelecek. Siz isteseniz de istemeseniz de Gelecek mutlaka gelecek. Hiçbir şey bitmedi; her şey yeni başlıyor” diye konuştu.

Independent Türkçe

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.